Devlet-Bürokrasi-Birey

Devlet-Bürokrasi-Birey

31 Temmuz 2011 Pazar

BY İÇ İŞLERİ BÖLÜMÜNDEN BİR AÇIKLAMA

Bireysel yöneticiliğimizin "aşk" ile ilgili görüşleri aşağıdaki gibidir:

                                     Aşka Dair



 Aşk, bir yağmur damlasının masum bir yaprağa düşmesi ile başlar. Yaprak üzerine düşen su damlasının vermiş olduğu serinlik ile mutlu olur. Ardından su damlası daha fazla yaprağa tutunamayacağını anlar ve yaprağın uç noktasından ansızın düşer gider. Su damlası ardında izini bırakır. Bu izle teselli olan yaprak, kara bulutların ülkesine egemen olmasına engel olamaz.


Aşk, bir çiçektir. Her çiçeğin beklediği gibi o da kelebeğinin konmasını bekler. Konan kelebeğin göçmesi ise uzun sürmez.


Aşk, kalbinizden ve zihninizden yola çıkarak beyaz bir sayfaya yerleşen kelimelerdir. Beyaz sayfanın bir süre sonra siyahlara büründüğünü görünce aşkın ne olduğunu anlarsınız.



 Aşk, nehirdir. En zarif akan suların toprağı okşayışı gibi ruhu okşar. Kıvrımları ile boğulan ey toprak, akarsu senin düşmanın!




Aşk, âşık olan insan sayısı kadar vardır. Bir kere âşık olan insan, aşkın parmak izine sahip olur ve bu izle yaşamına devam eder.


 Aşk, denizdir. Sonsuzluğa uzanır gibi önünüzde durur. Aşkın büyüsüne kapılıp sonsuzluğa gitmek istersiniz. Çıktığınız yolculukta farklı adalarda molalar verirsiniz. Yolunuza devam edersiniz ve sonunda başladığınız yere dönersiniz.


 Aşk, her insanın üzerinde fikir üretebileceği; ancak her insanın öğrenemeyeceği bir sırdır. Bu sırra erişen kişinin mutluluğu gök gürültülerinin kulaklarını sağır etmesiyle son bulur.



Aşk, dağdır. İhtişamı ile gözleri korkutur. İçinde sakladığı zenginliğinin sırrını zirveye çıkanlar bilir. O zirveden inenler görülmüş mü?


 Aşk, acizlerin talihsiz bir şekilde kucağına düştüğü bir meyhanedir. Burada bol bol sunulan içkilerle bir kuğu olursunuz ve kuğuların danslarına eşlik edersiniz. Tüylerinizin yolunduğunun farkına bile varmazsınız. İçkinin tesiri geçtikten sonra,  aşkın bugünkü yemeği olduğunuzu midede anlarsınız.



 Aşk,magmadır.Sahip olduğu dünyasının derinliklerinde sabırla yer edinir.Dünyasını ısıtır,yakar….



Aşk, güzel bir bayanın eski, ahşap çerçeveli bir aynanın önünde saçını taraması ile belirir. Bu yıkıcı güzellik karşısında aynanın aşkıdır beliren. Aynanın dili olsa söyleyeceği ilk şey: “Bu güzelliğe karşı daha fazla yaşamak istemiyorum” olurdu.





Aşk, havadır. İçinize soluduğunuz hava ülkenizden bir parçayı alır ve doğanın yeni eğlencesi olarak sunar etrafa. Hava, sizi maskara olduğunuzu bilmeden yaşatır. 
*
*
*
*
Aşk, keşkelerimizdir. Hatalarımız, pişmanlıklarımız karşısında kuracağımız her cümlenin 
 başında bulunur.


Aşk, kendi dünyamızı tanımamız ve kendimizi sevmemizdir. İşe, bu aşka inanmakla başlamak; aşk diyarına yolculuğumuzda içeceğimiz ilk iksir olmalıdır.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

TÜRKLER BUDİST OLURSA 3.BÖLÜM

TÜRKLER BUDİST OLURSA 

- BÖLÜM 3-





****


       Çigi Köpite seremonisi, Buda Türkleri için son derece önemli bir törendi. Çünkü, Kutsal Buda Antakyang’dan ayrılıktan sonra Şanling Urfan’a geçmiş ve orada Çigi Köpite yemiş, çok beğenmişti. Bu seremoniyi daha çok bayanlar devam ettirmekle beraber, evlilik törenlerinden önce kesinlikle yapılırdı. Çigi Köpite seremonisine  “şalvarono denilen kıyafetlerle katılım zorunluydu. Şalvarono,  siyah, kırmızı, mavi renklerde olur ve çiçek desenleriyle süslenirdi. Kültürel bir kadın giysisiydi. Düz hatlı, kolları bileklere doğru gidildikçe genişleyen şalvaronolar geniş bir kuşak ile belden bağlanırdı. Şalvaronosuz bu törenlere katılmak saygısızca bir davranış olacağı için asla kabul edilmezdi.


****

                                       *

     Köy Kahvesi, Antakyang’ın yerlilerinin uğrak yeriydi. Yerli halkın erkekleri burada buluşur, sohbet eder ve Buda hakkındaki kitapları okuyup değerlendirmelerde bulunurlardı. İki katlı bir binaydı. Bahçesine asma ağacıyla gölgelik yapılmıştı. Gölgeliğin tam ortasında küçük bir süs havuzu vardı. Masalar da havuzun kenarına sıralanmıştı.


    Mutluluktan uçarcasına içeri girmişti Battal Ga Ji. Öyle mutluydu ki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı sanki. Kahveye girip oturanları selamladıktan ve tebrikleri kabul ettikten sonra Burkang’ın olduğu masaya doğru ilerledi ve Burkang’ın karşısındaki sandalyeye oturdu. Kabadayı Burkang, pek sevilmeyen bir karakterdi. Antakyang’da acımasızlığını ve kötü niyetliliğini ailesinin saygınlığıyla örtmeyi başarmış ve kabul görmüştü. 


-Abi sonunda hallettik şu işi, Buda ne muradın varsa versin, dedi Battal.
-Senin de kardaş senin de, diyerek o pis gülüşüyle gülüyordu Burkang, eliyle sıvazladığı ince bıyıklarıyla…


-Abi, bu kız biraz eğitilmemişe benziyor, sorun çıkarmaz değil mi?


-Ne sorunu, aptalın tekidir o.


-Ne bileyim sanki evlenmek istemiyor gibi bir hali vardı.


-Bal gibi evlenecek… Kural kuraldır… Ayjini de bağladık mı tamamdır, dedi Burkang.


-Annem ile babam o işi çoktan ayarlamıştır, diye cevap verdi Battal.


      Bu konuşmaların ardından Battal Ga Ji evine doğru yol almıştı. Biraz dinlenmek ve günün yorgunluğunu atmak istiyordu.



*

     Ayjin Hanım, tapınak kızlarının sorumlusuydu. Özellikle Ra Bi’yi kendi kızı gibi büyütmüştü. Battal Ga Ji’nin evlerini ziyaret edecek olması ve tören hazırlıklarının başlatılması gerekliliği ile Ayjin Hanım’ın isteksizliği birleşince ,Ayjin Hanım daha bir agresif olmuştu. Bir yandan misafirleri ağırlamak için ev düzenini sağlamakla uğraşırken bir yandan da kızları Merhin ve Perhin’i teselli etmekle meşgul oluyordu.


-Kele kızlar…Üzmeyin kendinizi böle üzmeyin….Bırakın ne halleri varsa görsünler…Size daha iyileri layık.Battal da kimmiş pehh…


      Merhin ve Perhin annelerinin bu sözlerinin beyhude olduğunu ve kendilerini avutmak için söylediklerini bilerek ağlamalarına devam ediyordu.


-Bana bakın, daha fazla ağlaycısanız alırım ayağımın altına sizi, o zaman görürsünüz günüzü. Hadi kalkın da yardım edin. Battal’ın anasından babası gelici. Babanız da birazdan burada olur.Hadi sızlanmayı bırakın artık!


     Merhin ve Perhin gözyaşlarını ağır hareketlerle silip, oturdukları yataklarından kalktılar. Yatağın hemen altındaki terliklerini giydikten sonra mutsuz hareketlerle üstlerini değiştirmeye başladılar.
Kapı tokmağının vurulmasıyla Perhin, merdivenlerden inip kapıya yöneldi:


-Kim o? Bu öyle bir isteksizlikle söylenmişti ki gelen misafire “gidin” diyordu sanki.


Perhin kapıyı açıp, misafirleri içeri davet ettikten sonra, ellerindeki çiçekleri ve pirinç keki sepetini aldı.


-Ay ne zahmet ettiniz! Şeref verdiniz efendim, dedi Ayjin Hanım.


    Ayjin Hanım öyle güzel gülüyordu ki kırmızı ruja belenmiş dudakları birbirinden olabildiğince uzaklaşıyordu. Gözleri bir kısılıyor, bir açılıyordu. Konuklarını oturttuktan sonra misk kolonyasından sunmak için masaya yöneldi. Masanın üzerindeki kolonyayı alırken pirinç kekini* gören Ayjin Hanım “ Ahhh! Pirinç keki yemez miyim ben sizi” diye içinden geçiriyordu. Kolonyayı da uzattıktan sonra misafirleriyle derin bir sohbete daldılar. Sohbette daha çok kızlarını öven Ayjin Hanım, Battal’ın yanlış tercihine dem vuruyordu. Merhin ve Perhin odaya girilen kapının hemen yanında ruhlarını kaybetmişler gibi oturuyor ve sahte gülücükler saçıyorlardı etrafa. Kısa bir süre sonra da Baş Rahip gelmişti. Baş Rahib’in de gelmesiyle asıl mevzuyu açan Battal’ın annesi son derece zarif ve kibar bir hanım efendiydi. Zayıf,kısa boylu ,beyaz tenliydi.Yaşına rağmen yüzünde bir hayat çizgisi bile yoktu.Battal Ga ji’nin annesi Hva Va Hanım:


-Değerli Rahip Efendi. Sizin de bildiğiniz üzere bir geleneği ve dini gerekliliği gerçekleştirmek üzere buradayız. Yine bildiğiniz gibi, yalnızlık Buda’ya mahsus. Buda’nın emri, kutsal dervişlerinin kavli ile değerli kızınız Ra Bi’i değerli oğlumuz Battal’a istiyoruz.


Baş Rahip Hüsjang Efendi:


-Hiç düşünmeye bile gerek yok efendim. Battal alnının teriyle hak etmiştir zaten. Geleneklere uyulmalı. Kemer kime konduysa seremoni ona yapılmalı.


Ayjin Hanım, isteksiz ve sahte gülücükle:


-Yapılmalı ya yapılmalı.Bunları söylerken de Ayjin Hanım içinden “ Ahh….Ahhh Ra Bi! Ne işin vardı orda ?” diyordu.

-Madem karar verildi yarın Çigi Köpite seremonisini yaparız o zaman, dedi Hva Va Hanım.



*


     Ayjin Hanım ve kızları seremoniyi tapınağın kabul evinde düzenleme kararı almışlardı. Antakyang Tapınağı Hajibi tepesinin eteğine yapılmıştı. Geniş bir avlusu ve bu avludan dışarıya açılan büyük bir kapısı vardı. Bu kapıdan Asing Irmağı’na yönelen bir de patika yol vardı. Yerli halkın kullanımı için yapılmış olsa da, diğer şehirlerden gelen hacıların ibadetlerini yapmaları için de kullanılıyordu. Evlilik, ölüm merasimleri, doğum kutlamaları bu tapınakta yapılırdı. Bu nedenle bu tapınak yıl boyunca insansız kalmazdı. Tapınağın her köşesinde Buda heykelcikleri vardı. Tapınağın asıl kısmında yani ibadetlerin yapıldığı kısımda ise altından yapılmış bir buda heykeli vardı ki en büyüğü de buydu zaten. İnsanlar bu büyük heykelin önünde ibadetlerini yapıyor ve ruhlarını kötülüklerden arındırmak için dua ediyorlardı.


        Ayjin Hanım ve kızları şalvaronolarını giydikten sonra kabul evine gitmek üzere yola koyulmuşlardı. Ayjin Hanım yolda ilerlerken komşularına da seslenerek topluca gitmeyi uygun görmüştü.


―Keleee Fat Miinnn… Kız yosma, kalk kalana kalk kal huuu! Kızları Merhin Perhin’e dönerek:


―Ay bu da kalkmaz ki Buda bilir bütün gece ne yapmıştır. 


Merhin ve Perhin’nin annelerinin bu sözleriyle gülüşmeleri arasında Pencereden başını uzatan dedikoducu Fat Min:


—Geldim geldim Buda bin vere seğe, ne bu çazgırlık gelom gelomm ,dur.


     Fat Min’in de şalvaronosunu giyinmiş bir şekilde aşağıya inmesiyle düğün ahalisi tapınak yolunu tutmuştu. Bu sırada her kapıdan bir bayan daha çıkıyor ve köyün dar sokaklarındaki düğün ahalisinin sayısı giderek artıyordu. Her bayan şalvaronolu ve her bayanın  da elinde büyük taneli, kahverengi tespihler vardı. Tapınağa yaklaştıkça bayanlar daha çok rahibeliğe bürünüyor ve buna uygun davranmaya başlıyordu.


     Battal Ga ji’nin ailesi daha önceden tapınağa gelmiş ve hazırlıklara başlamıştı. Ayjin Hanım ve kafilesinin de gelmesiyle birlikte seremoni başlamıştı artık. Ayjin Hanım evin tam ortasına iri cüssesiyle oturdu. Ayaklarını ayırdı. Çigiköpite tepsisini iki ayağının ortasına yerleştirdi. Malzemeleri de almasıyla birlikte çigi köpiteyi dualar eşliğinde yapmaya başlamıştı. Bu sırada diğer bayanlar, aralarında konuşuyor, bu konuşmalarla birlikte gülüşüyorlardı. Ayjin Hanım bu durumdan rahatsızlık duyarak:


—Bana bakın tüm rahibeliğimi bırakır kalkar yolarım sizi. Gülüp oynaşacağınıza seremoni duası okuyun!


    Bayanlar, seremoni duasının kim tarafından okunması gerektiği konusunda konuşurlarken, Fat Min’in de önerisiyle Ra Bi’nin okumasına karar verilmişti.


     Ra Bi, olan bitenlere anlam veremiyordu. Bir gün öncesine kadar aklının ucundan bile geçmeyen evlilik fikrinin kendi yaşamına uyarlanmasına hiç anlam veremiyordu. Belki de o ana kadar istemediği tek şeydi bu olanlar. Ağlamaktan gözleri şişmişti  ve tüm gece uyumadığı için de halsizdi. Hiç tanımadığı biriyle kendi rızası olmadan evlenecek olması onun için ölümden daha beter bir durumdu. Buda’ya verdiği yemini de cabasıydı.


     Ra Bi seremoni için zorla giydirilmişti. Kollarından tutan Merhin ve Perhin’in zorlamalarıyla salona girmişti. Seremoni duasını okuması için eline bir kâğıt tutuşturuldu. Ra Bi, isteksiz bakışlarla ve ne olup bittiğini anlamak istemiyormuşçasına etrafa bakıyordu. Sesini çıkaramamanın öfkesini içine bastırmıştı. Ve bu ruh halinin getirdiği ses tonuyla kâğıtta yazılanları okumaya başladı:



Ey Buda, kutsal Buda!
Varlığın hep yanımızda,
Evlilik çağına geldik,
Evleneceğiz huzurunda…


     Ra Bi daha fazla devam edemeyeceğini düşündü. Öfkesini daha fazla bastıramadı. Bu öfke gözyaşlarıyla dışa vurulmuştu. Misafirler şaşırmış bir ifadeyle Ra Bi’ye bakıyordu. Ra Bi ,hüngür hüngür ağlayarak dışarı çıkmıştı. Beyaz şalvaronosu bu kara bahtı daha fazla saklayamamıştı. Ra Bİ’nin odayı terk etmesiyle kadınların arasındaki konuşmalar artmış ve Ra Bi’nin bu hareketinin yarattığı memnuniyetsizlik başta Ayjin olmak üzere herkesin yüzüne yansımıştı.

-Yok anam yok,bu devrin kızları çığrından çıkık….
-Sorma kardeş…Zamane kızlarının saçlarını eskisi gibi kesmek lazım…Suç bizde….
-Bunu da görmeyiktim… Buda’nın evinde olacak şey mi bu…

     Ayjin Hanım: “ Ben sana gösteririm Ra Bi, görürsün sen!” diyerek içinden söylenirken bir yandan çigi köpiteyi yapmaya devam ediyordu. İnce bulgur, et, isot ve diğer malzemelerin karıştırılıp yoğrulmasıyla yapılan çigi köpitenin herkese sunulmasıyla tören bitmişti. Baş Rahip Hüsjang Efendi seremoni konuşmasını yapmış ve evliliği herkese ilan etmişti. Ra Bi, Battal’ın resmi eşi olmuştu artık. Ra Bi etrafını saran kara bulutlarla ve bindiği kara baht gemisiyle kendisini bekleyen geleceğine doğru ilerliyordu gözyaşlarıyla…






23 Temmuz 2011 Cumartesi

TÜRKLER BUDİST OLURSA 2.BÖLÜM

                     TÜRKLER BUDİST OLURSA 2.BÖLÜM



*****                                                            
      Asing Irmağı, Budist Türkleri tarafından kutsal kabul edilen bir akarsuydu. Libnin’den doğup, yılanı kıskandırır derecede kıvrımlar yaparak akan bu akarsu, geçtiği bölgeye can vermekle kalmaz, insanların ruhlarını da arındırırdı. Özellikle Antakyang, ruh arındırma merasimlerinin yapıldığı özel bir yerdi. Hac zamanı burada toplanan Budist Türkleri, Asing Irmağı kıyısında yıkanarak günahlarından arındıklarına inanırdı. Asing Irmağı onlar için bir mutluluk kaynağıydı.

*****

     Güreşlerin ardından, Battal Gaji için toplanan güzel kızlar, Battal Gaji’nin Merhin ve Perhin’den birini seçeceği düşüncesiyle üzülmeye başlamışlardı ki Battal Gaji biranda bu iki kıza sırtını dönerek, nehre doğru yürümeye başlamıştı. Ayjin Hanım, mutluluktan uçarken, bir anda yere çakılan ve vücudunun her parçası bir köşeye dağılan  ölü bir kuşu andırıyordu. Battal Ga Ji'nin her adımı Ayjin Hanım'ın suratına atılan bir tokattı sanki. Giderek sinirlenen Ayjin Hanım, bu duruma daha fazla dayanamamış ve içinden geçenleri sesli bir şekilde ifade etmeye başlamıştı.

     Battal Gaji’nin nehre doğru ilerlemesiyle nehirde kimi seçeceği sorusu herkesin zihnini meşgul ederken hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaşmışlardı. Battal Gaji, kemerini nehirde yıkanan hacılara yardım etmekle görevli Ra Bi Kang’ın önüne bırakıvermişti. Bu durum şaşkın gözlerle olanları seyreden herkesi sinirlendirmeye yetmişti.

     Daha fazla dayanamayan Ayjin Hanım:

- Aaa… yok ayol!. Hacılığım kalmayacak buddah biddah. Zıkkımı çıkasıca… Gül gibi kızlarım durmuşken, bu sünepe tapınak hizmetçisi mi? Buda çarpacak bizleri. Nerde görülmüş meydan yiğitlerinin bir hizmetçiyi seçtikleri. Gayageum* bile dengi dengine çalar. Yok, anam yoook dünyanın çivisi çıkmış. Yörüyün kızlar hadi hadi!

     Ayjin Hanım sinirli bakışları ile Battal Gaji’ye bir “hıh…” çekip kızlarına yürüme komutu vermesiyle oradan ayrıldılar.

     Ra Bi Kang on sekiz yaşına yeni girmişti. Ay gibi parlayan güzel bir yüzü vardı. Gözleri, kömür siyahı; kaşları kömürle çizilmiş gibi gözleriyle uyum içindeydi. Çok fazla uzun boyu olmasa da, zayıf yapısıyla insanların gözlerine hitap edecek bir güzelliğe sahipti. Antakyang’a gelen hacılara severek yardım eden Ra Bi Kang, iyilik meleği olarak tanınırdı. Çalışkanlığını kötü niyetli bazı kişiler saflık olarak değerlendirse de, Ra Bi “iyi” olarak belirlediği her şeyi büyük bir mutlulukla yapar ve hayatta hiçbir kaybının olmadığını kabul ederdi. Gece gündüz bilmeden çalışırdı, Ra Bi. Kendini tamamı ile tapınağa adayan Ra Bi evlenmemek üzere de Buda’ya söz vermişti.

     Ra Bi Kang olan biten her şeyden habersizdi. Önünde oturan, Hintli yaşlı teyzeyi yıkamakla meşguldü. Sıcağın altında yüzünden akan terler, nehrin kumlanmış suyuna karışan saçları ile acınacak bir hali vardı. Bu sırada Ra Bi Kang, önüne bırakılan kemeri görmüş ve şaşırmştı:

— Buda’nın selameti üzerinize olsun.

     Atmosfer Ra Bi’nin olan bitenden habersizce söylediği bu sözle bozulmuştu.
    Eş seçim gününü unuttuğunun farkına varan Ra Bi geç de olsa olan biteni anlamıştı.

Battal Gaji’e dönerek kısık sesle:

—Ne yapıyorsun sen? , dedi ve devam etti:
—Al şunu!

—Neyi alayım? 

—Al dedimmm. 

     Rabi Kang, bu konuşmalar sırasında her ne kadar hayatı kararmış gibi hissetse de yalancı gülücüklerle etrafı selamlıyor ve Battal Gaji’yi ikna etmeye çalışıyordu.

—Al şunu lütfen!

—Neyi alayım?

    Bu sohbetinin böyle devam edemeyeceğini anlayan Ra Bi nehir kenarındaki eşyalarını toparladıktan sonra hızlı adımlarla tapınağa doğru yürümeye başladı. Meydandan geçerken kızların ve annelerinin söylentilerini duydukça kızarıyor, sinirleniyordu.

   Dağın eteğindeki kutsal Antakyang Tapınağı’nın avlusundan geçen Ra Bi tapınağın kızlar yurdundaki odasına girmiş ve ağlamaya başlamıştı. Battal Ga Ji ise Ra Bi’nin tapınak yurduna girmesiyle oradan ayrılmıştı.

   Zavallı Ra Bi, gözyaşlarına boğulmuş bir şekilde yer yatağına uzanmış ağlıyordu. Bu sırada içeri arkadaşları Zer Rin A ve Yas Min girmişti.

-Ra Bi’nin yerinde olmak istiyorummm…Ra Bi, ne kadar şanslısın!Battal Gaji ile evlenecek ben olmalıydım , dedi Zer Rin A.

Bunun üzerine Yas Min:

-İçinizde en güzelin ben olduğumu unutmuş olmalısın Zer Rin, dedi ve Ra Bi’ye yönelerek:

-Ra Bi ağlamayı kes! Neden senden daha güzelken, senden daha şanslı olamıyorum. Buda’ya karşı ne günah işlediysem! Battal Gaji ile evlenecek ben olmalıydım. Senin deli olduğunu biliyoruz da bu kadarı biraz fazla değil mi? Battal Gaji seni seçti kızımmm… Bunun bile farkında değilsin!

-Kesinlikle doğru söylüyorsun Yas Min. Senin daha güzel olduğunu iddia etmen hariç tüm söylediklerin doğru. Kalk da düğün hazırlıklarına başla bir an evvel! , dedi Zer Rin A.

    Ra Bi, gözyaşlarını elinin tersiyle silmeye çalıştı.

-Kardeşlerim evlenmemek üzere Buda’ya yemin ettim, söz verdim. Nasıl olur da evlenirim? Hem de hiç tanımadığım biriyle… Ölsem daha iyi değil mi?

   Bu sırada koridordan Ayjin Hanım’ın sesleri geliyordu. Kızları dururken Ra Bi’nin seçilmesi yetmezmiş gibi,Ra Bi’nin kemeri yerden almaması anlaşılan Ayjin Hanımı pek sinirlendirmişti.

-Nerde o?Nerde o yabanın yosması, zıkkımı çıkasıca kız… Ne işi vardı onun o saatte ordaaa?

    Ayjin Hanım Ra Bi’nin bulunduğu odanın kapısını sertçe açtı. Eşiklikteki yükseklikten eteğini kaldırıp, davul gibi şişmiş kocaman ayağını içeri atmasıyla gergin ifadesi, içerideki kızları korkutmaya yetmişti. Ayjin Hanım’ın yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Yüzünden tamlayan terler ve korkunç cüssesi cabasıydı.

-Buldum seni, kele bezzaka yalayasıca… Sana mı kaldı, nehir de o saatte ulukları yıkamak? Haa… Ne işin vardı orda? Şu sıfata hele! Aman budam hacılığım bacılığım gidici. Kele o kemeri niye almadın? Onu söle hele… Neyine güvendinnnn? Tapınağı rezil ettin! Yiğitler yiğidi önüne kemer atıcı da sen almaycın! Neyine güvendin! Güzel olsan içim yanmaz…

-Hanımım, Buda’ya yeminim var, sözüm var nasıl evlenirim, dedi Ra Bi.
-Sus! Buda çarpa seni, Buddahh! Bir de cevap veriyor. Benim gül gibi kızlarım durmuşken. Şu sıfata bak buddammm!

    Söylene söylene odadan çıkan Ayjin Hanım’ın ardından Ra Bi ağlamaya devam etti. O gün de hiç uyumadan Buda’ya dua etti… Bu evlilik olmamalıydı.
*
    Battal Gaji,çok beklemeden ayrıldığı Antakyang Tapınağı’ndan,köy kahvesine doğru yürümeye başladı.Islık çalarak yoluna devam ediyordu…Bu sırada onu gören kızlar fısıldaşıyor,tebessümleriyle Battal Ga Ji'yi selamlıyorlardı.Battal Ga Ji sevinçten bazen koşuyor,bazen yerdeki taşı top yapıp ardından bu topa vuruyor,bazen de uzun boyuyla zıplayıp yolunun üzerindeki tabelalara dokunuyordu.Antakyang’ın tarihi evlerinin yer aldığı bu dar sokaklarda Battal Ga Ji’nin mutluluk şarkıları yankılanıyordu bazen de…Battal Ga Ji’nin mutlu mutlu attığı bu adımlar, Ra Bi’nin diyarına doğru yönelen kara bulutları hızlandırıyordu…


*Gayageum:Geleneksel Kore çalgısı.

BY İÇ İŞLERİ BÖLÜMÜNDEN BİR PAYLAŞIM:


Erken "merhaba" dedim güne.Hiç anlamadığım ,ancak ritmiyle büyülendiğim bir şarkıyı klibiyle birlikte izlerken,şarkının sözlerinin anlamını merak ettim.Kendimce sözler uydurmaya başladım, bu sırada.Böylelikle kendi merakımı gidererek teselli buluyordumBu sözlerin şarkıyla birlikte,hislerimi ifade ettiğini anladım.Unutmamak için biraz zorlansam da hemen bir kağıt ve bir kalem aldım elime.Ortaya aşağıdaki çalışmam çıktı.Lütfen gönderdiğim şarkı eşliğinde tekrar tekrar okuyun benim gibi...Şarkıyı anlamasanız da siz de benim gibi anlamlandırın...




Gerçek Aşk: Ayrılık


Yıllarca seni bir daha görmek için yaşadım.
Hayallerinle süsledim zihnimi.
Artık, ayrılık vakti geldi sevgilim,
Ancak, neden ayrılık gelmedi?
Bugün de seni unutmak için bekledim sevgilim.
Neden yarınlar beni çağırıyor?
Aşk, bu kadar acımasız değilken;
Ayrılık ,neden bu kadar ağır?
Yoksa ayrılık mı gerçek olan?

                                        M.UYSAL


19 Temmuz 2011 Salı

BY Eğitim İşleri Dairesinden Bir Paylaşım:
                 


        BEKLENMEDİK CEVAP




                              

  
Ders aralarında, özellikle nöbetçiyken öğrencilerimle şakalaşmayı seviyorum. Bu şakaların kurallara uygun  olmasına dikkat ediyorum tabi.Öğrencilerin dikkatini test etmeme yardımcı olacak bir şaka seçtim  ve uygulamaya başladım:

-Ayağın yürüyor Ayşe…


-Ayağın yürüyor Mehmet…

Dalgın öğrenciler, eğilip ayaklarının altında bir şeyin olup olmadığına bakıyordu.Hem benim hem de öğrencilerin gülmesini sağlıyordu bu şaka. Günlerden bir gün yine aynı şakayı yaptım.Aldığım cevap ise beni çok şaşırtmıştı.


-Ayağın yürüyor Selim…


-Sizin de ağzınız konuşuyor öğretmenim… :))))


Kişiliğe Göre Tepki Türleri

BY Eğitim İşleri Dairesinden Bir Paylaşım:

Kişiliğe Göre Tepki Türleri
Tepkisiz millet olduğumuzu kim söylemiş… İşin ucu bize dokunduğunda hepimiz tepki gösteriyoruz… Üstelik farklı farklı…İşte;sıraya dışarıdan girmeye çalışan bir kişiye gösterdiğimiz farklı tepkiler;

√KLASİK: Sıraya geç kardeşim…

√NEOKLASİK: Şeker kardeşim sıraya geçiver…

√REALİST: Sıra var!

√SÜRREALİST: Sallandıracaksın bunlardan ikisini Taksim’de bak bir daha yapabiliyorlar mı?

√ROMANTİK: Beyefendi galiba sırayı görmediniz…

√NATURALİST: Sırana geç…

√MODERN: Efendim insanımız eğitimsiz , halbuki Avrupa’da…

√POSTMODERN: Sırana geç  lan ayı…

√UZLAŞMACI: Acelesi olmasa öne geçmezdi, üzmeyin garibi…

√DEVRİMCİ: Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçemez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek…

√KADERCİ: İki dakika beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.

√SEPTİK: Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi. Öne geçtiğini zanneden aslında arkaya geçmiş olabilir…

√HÜMANİST: İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz; hepimiz birimiz içiniz. Dolayısıyla birimiz öne geçince aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz…

Ve

√KADİRST:Dağılın lennn ….

*Eklemeler ve düzeltmeler yapılmıştır.

KAYNAKÇA:
1.Uludağ Üniversitesi Felsefe Topluluğu Dergisi –Kaygı-
2.Felsefenin Öyküsü –Bryan Magee-
3.Yeni Başlayanlar İçin Felsefe –Richard Osborne

16 Temmuz 2011 Cumartesi

TÜRKLER BUDİST OLURSA 1.BÖLÜM


TÜRKLER BUDİST OLURSA

              
                                           *



Anadolu’nun Budizm’in ahengiyle coştuğu zamanda
Hocaların rahiplere döndüğü anda
Beş kolun, bir benin kutsal sayıldığında
Anadolu’da bir köy var uzakta



      Buda’nın heykelleri ile bezenmiş, tapınaklarla taçlandırılmış, erlerin meydan bulduğu, meydanda da eş bulduğu o köy Antakyang’dır.Antakyang,Budizm Anadolusu’nun en kutsal şehridir. Kutsal Buda, bu topraklardan geçmiş, Asing Irmağı’nda yıkanmış, defnang sabununu kullanmıştır. O gündür bu gündür Buda’dan ayrı kalan Asing Irmağı asileşmiş, defnang ağacı kendini yalnızlıkla cezalandırmıştır. Defnang ağaçları yalnızlık ve hüznün simgesi, Asing Irmağı da hırçınlığın simgesi oluvermiştir.

     Asing Irmağı’nda yıkanmak için Anadolu’nun her köşesinden milyonlarca Türk buraya akın eder ve defnang sabunuyla yıkanıp burada hacı olurmuş. Yıkanma ve arınma törenleri; karıncanın çalıştığı, ağustos böceğinin öttüğü dönemde olurmuş. Bu törenler tüm Anadolu insanını bir araya getirmesi nedeniyle bir hayli önemliymiş. İnsanlar bu törenlerle hem eğlenir, hem ruhlarını arındırırlarmış. Beden ve ruhlarını arındıran Buda Türkleri güreşler yapar, cirit atar, at binermiş. Bu yarışmalara katılanlar arındıklarını ve yeniden güçlü bir şekilde dünyaya geldiklerini kanıtlamaya çalışırlarmış.




                         Bölüm 1


                                                       
                                         *


Güreşler ola hayır ola
Budamıza armağan ola
Geldik yine Antakyang’a
Huzurunda yarışlar ola



      Antakyang Tapınağı’nın Başrahibi’nin bu dörtlüğü ile başladı güreşler.Yarışları izlemek için evlerinden ayrılan Başrahip Hüsjang Efendi’nin kızlarının güzelliği dillere destan, destanlara da konu olmuştu. Hüsjang Efendi’nin Hanımı ise destan olan dilleri kesen, konu olan destanları bölen Ayjin Hanım’dı. Ayjin Hanım ve kızları buğday çuvalı gibi saman rengi kıyafetlerine bürünmüş, ellerinde tespih ile hac ibadetlerini yapmış, evlerinde biraz dinlendikten sonra yarışları izlemek üzere köyün dar sokaklarından ilerliyorlardı. Kızları Perhin ve Merhin etraftaki erkeklere göz kırparak, yüz vererek ilerlerken anne, Ayjin hanım “Budanın merhameti, Budanın merhameti “ diye söylenerek ilerliyordu. Köyün içindeki hacılar kahvesinin önünden geçerken pos bıyıklı, üzerinde buğday çuvalı saman renkli hac kıyafetini giymiş, elinde tespihiyle duvara yaslanmış kabadayı Burkang, gelen Perhin ve Merhini süzüyordu. Eliyle sıvazladığı bıyığının telleri yerine oturunca Burkang;gelen Perhin ve Merhine:“yavrulara bak bee, off!” diye laf attı. Perhin ve Merhin durumdan çok memnun bir şekilde işveli işveli ilerlerken bunu duyan Ayjin Hanım pek sinirlenmişti. Burkang’ın üzerine hışımla ilerleyerek:

Buda’nın Merhameti! Buda’nın merhameti! Ulan sen hiç mi utanmazsın! Buda, bin bele vere seğe, zıkkımı çıkasıca! , dedi ve Burkang’a doğru “tüü…”  diyerek tükürdü. Sonra kızlara dönüp:

Yörüyün kele! dedi ve yollarına devam ettiler.

      Köyün ortasındaki geniş düzlük o kadar kalabalıktı ki Ayjin Hanım ve kızları meydanı görebilecek bir yeri bulmakta zorlandılar. Ayjin Hanım’ın cüssesi kalabalıkları yarıp geçme işini çok iyi görmüştü. “Oh be! Sonunda geldik. Oturun kele” diye yanındaki yeri işaret eden Ayjin Hanım’ın bu emriyle kızları Perhin ve Merhin oturdular. Bir hayli heyecanlanmışlardı. Güreşe, yenilmez pehlivan Battal Gaji çıkacaktı. Battal Gaji, iri cüssesi ve erkeksi yapısıyla tüm kızların hayallerini süsleyen bir güreşçiydi.



Buda’nın izniyle çıktılar meydane
Her biri birbirinden merdane
Kazanan seçer kendine bir meyhane
Evine götürür bir zevcane



        Güreşler başlamıştı artık. Bir tarafta Battal Gaji, diğer tarafta ise Çin eyaleti Hunan’dan gelen Çan Çin Çon vardı. İki erin meydana çıkması ile Perhin ve Merhin heyecanlanmıştı. Evlilik hayali kuran bu iki genç kız için yarış son derece önemliydi. Heyecanları ifadelerine yansıyan Merhin ve Perhin’in bu halini gören anaları Ayjin sinirlenmişti:

Buda’nın merhameti! Buda’nın merhameti! Buda yarattı demem alırım ayağımın altına hıı!  

     Ayjin Hanım’ın kızlarına çektiği bu fırça sırasındaki gözlerinden çıkan alevler, erleri meydanda görmesiyle bir anda değişmişti. Evli olmasına rağmen gözlerinin bayram etmesi için fırsattı bu, Ayjin Hanım için. Merhin ve Perhin’nin durumları ise annelerinden farksızdı. Heyecanla Battal Gaji’nin kazanmasını bekliyorlardı. Zira ertesi gün onun kemer attığı kız olmak istiyorlardı. Binlerce kızın istediği gibi. Güreş tüm heyecanı ile devam ederken, Çan Çin Çon mağlup olmuş ve Battal Gaji, rakibini yenerek birinci olmuştu. Cazgır, tüm heyecanı ile sesinin varacağı son noktasına kadar bağırarak:


Duymadık demeyin hacılar
Yarın seçim meydanında
Toplansın güzel bacılar
Seçsin sizi pehlivanlar


      Evet, kazanan belli olmuştu artık. Evlenecek kızlar meydandan ayrılırken, Battal Gaji’nin kendilerini seçme ümidiyle hayal dünyalarında geziniyorlardı. Merhin ve Perhin de hayal dünyalarında gezinmeye başlamıştı. Anneleri Ayjin Hanım bile tüm rahibe tavırlarına rağmen kızlarının bu hayallerinin farkına varmış, sanki kendi evlenecekmiş gibi heyecanlanmıştı:

―Buda’nın merhameti! Buda’nın merhameti! Kele yosmalar! Yarın için iyi hazırlanın ha! Bu fırsat ele geçmez bir daha.
      
      Merhin ve Perhin destan sayfasını yeniden açmak için eve gider gitmez hazırlıklara başlamışlardı. Merhin ve Perhin için hiçbir konuda anlaşmazlık olmayacaktı. Battal Gaji kimi seçerse seçsin saygı duyacaklardı birbirlerine. Merhin ve Perhin’in bu anlaşması, heyecanlarını ve isteklerini elbette örtmemişti.


       Güneşin doğmasıyla yataklarından kalkan köydeki tüm kızlar hemen giyinip kuşanmaya süslenmeye başlamışlardı. Pehlivan Battal Gaji’nin dikkatini çekebilmek için her şeyi yapmayı göze almışlardı. Meydana gitmeden önce, köydeki tüm kızlar, hacılar, bacılar önce dilek ağacına gidecekler ve dilek tutacaklardı. Her zamanki gibi önde Ayjin Hanım arkasında kızları Merhin ve Perhin tüm alımlı tavırlarıyla dilek ağacına doğru yola çıktılar. Dilek ağacı köyün hemen yanı başında uzanan ve kutsal köyü koruduğuna inanılan Hajibi Tepesi’ndeydi. Bu tepe, çoğu Budist Türkü tarafından Buda’nın sırtı olarak kabul edilmişti. Tepeyi aşarken cüssesini kaldırmakta zorlanan Ayjin Hanım’ın iniltileri onu görenleri, hatta görmeyip duyanları bile güldürmekteydi.

― Öldüm Annam, bu ağacı dikecek başka yer bulamadılar mı, öldüm buddah biiddah, öldümmm.

      Ayjin Hanım’ın yüzünden akan terler ve nefes nefese kalmış hali sonunda bitmişti. Ağacın önüne gelmişlerdir artık. Elini beline doğru götürdü, derin bir iç çekerek ağaca baktı:” Oh be sonunda geldik” diyerek kızlara:

― Haydiyin kele gidin, ne dileyciseniz dileyin, dedi.

    Hep beraber ağaca doğru giden Merhin ve Perhin ceplerinden çıkardıkları kırmızı kumaş parçasını ağacın dalına dilek dileyerek bağlamaya koyuldular. Bu sırada Ayjin Hanım, ağacı süzüyordu. O da ne? Ayjin Hanım ağaca bağlanmış kırmızı bayan iç çamaşırını görmüştü ve o anda küplere bindi.

―Aaaa… Aman Budammmm yandımmm! Bu da mı gelecekti başımıza? dedi.

     Bu sırada olayı anlamayan ve kendi halinde olan, yanda dilek dileyip dua eden zayıf, yaşlı bir kadın Ayjin hanıma dönerek:

― Gelecek ya gelecek Buda gelecek. Kutsal Budamız gelecek tabi.

    Ayjin hanım zaten küplere binmişti:

― Bu da lafı nasıl anlıyorsa! Bütün deliler beni bulur zaten… Kele bacım haydi kumaş bağlanır da don da bağlanır mı? Nerde kaldı edep haysiyet? Çarpılacaz buddah biddah.

Yaşlı kadın:

-Buda lafı çok iyi anlar, ondan daha iyi anlayan olur mu hiç?

Ayjin Hanım:

-Yok, anam, yok! Dünyanın boynuzu çıkmış! Kele haydiyin, astıysanız gidek! Kafayı üşütücüm yoksa burda.
    
     Merhin ve Perhin kutsal ağaca kumaş parçasını bağlayıp dua ettikten sonra köy meydanına gitmek üzere yürümeye başlamışlardı. Bu sırada inişin daha kolay olacağını düşünen Ayjin Hanım, biraz olsun yatışmıştı. Meydan dünkü kadar olmasa da kalabalıktı. Aday olan kızlar için önceden oturulacak yerler, düzenli bir şekilde hazırlanmıştı. Merhin ve Perhin boş olan yere hemen oturdular. Birazdan Battal Gaji’nin gelecek olması onu bekleyen kızları heyecanlandırıyordu.

  
      Battal Gaji tüm haşmetiyle kızların toplandığı alana gelmişti. Artık, o da sınır savaşlarından yorgun düşmüştü. Gelecekte mutlu bir yuva kurmak, çoluk çocuğa karışmak amacıyla bir kız seçmek zorundaydı. Kızların arasında yürümeye başladı. Beline bağlanmış olan altın kemerin ışıltısı Battal Gaji’yi kızların gözünde biraz daha yüceltiyordu. Battal Gaji, Merhin ve Perhin’in tam önünden geçerken bir anda duruverdi. Herkesin şaşkın bakışları bir anda Merhin ve Perhin’e yönelmişti. Acaba Battal Gaji,Merhin ve Perhin’den birini mi seçecekti? Battal Gaji, elini beline götürdü ve kemeri çıkarmaya başladı. Artık diğer kızların umudu kalmamıştı.
   

BY Bireysel Eğitim İşleri Dairesinden Bir Açıklama

BY Bireysel Eğitim İşleri Dairesinden Bir Açıklama:

Bireysel Yöneticiliğimiz, 16.07.11 tarihinden itibaren yazmış olduğu bazı yazıları paylaşma kararı almıştır. Bu yazılar, her hafta bir bölüm olacak şekilde yayınlanacaktır.

Her Cumartesi: Türkler Budist Olursa

Türklerin, topyekûn Budizm’i din olarak benimsemesi durumunda yaşanabilecekler… Kültürde olabilecek değişimler… Aşk… Entrika… Siyah ve Beyazın ahenkli dansı…


Her Çarşamba: Kendi Merkezimize Yolculuk

Karşılaştığı bir olay karşısında depresyona giren genç bir kız… Bu olayın nedenini araştırmak ve çözmek için acil olarak toplanan zihin diyarı filozofları ve aldıkları karar… Seçilen genç filozofun, kalp diyarı maceraları… Mücadele... Duyguları temsil eden kalp diyarı; her türlü duyguya kapılarını kapatan zihin diyarına karşı… Ve çok daha fazlası…

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Birey Yönetimi İlanı İle Eşitlik İlgisi 3.Adım

Sorumsuzum!

Yıllardır uyguladığım bu sistem;kararlarımı  ,belki doğru belki yanlış şekilde, almama yardımcı oldu.Ancak bir gerçek vardı ki, o da benim bir sistem doğrultusunda hareket ediyor olmamdı.Çevremdeki kişilerin de elbette kararlarını alırken kendileri için çizdikleri bir yol vardı,hiç yolu olmayanlar da mevcut olmakla birlikte tabi.

Hiçbir zaman eşit olmadığımız bir gerçek.Hayat mücadelemizde her alanda olduğu gibi karar süreçlerinde de eşit değiliz.Bundan sonra da eşit olamayacağız.Ben kendi disiplinimi ilan ederek katkıda bulunduğum eşitsizlik durumundaki sorumluluğumu atmış bulunuyorum.Sıra diğerlerinde...

*****

Bu adımdan sonra,bireysel yönetimimi oluşturan bölümlerimle,komisyonlarımla ve diğer beni yönetmeme yardımcı olan birimlerimle temas halinde olacaksınız.Kendimi yönetmeme yardımcı olan bu birimlerin paylaşımlarıyla,diğer birey yönetimlerini (yani sizleri) zenginleştirmeyi ve onlar sayesinde zenginleşmeyi planlıyorum.Bu konuda bana yardımcı olacağınızı düşünüyorum.Beni takip etmeye devam edin...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Beni Ben Yönetirim - 2. Adım -

Büyüyoruz...Her geçen gün  yeni sürprizler hazırlıyor hayat.Bu sürprizler, hazırlıksız karşımıza çıkarsa bir bomba gibi patlıyor masum ellerimizde.İşte, masum ellerimizin  hayatın sürprizleriyle nasırlaşmasını istemiyorsak;iç dünyamızdaki ordumuza hükmetmeyi bilmeliyiz.Hayat mücadelemizde çok güçlü bir lider olmalıyız. Ancak önce kendimizi yönetmekle işe başlamalıyız.

Ortaokulu tamamladıktan sonra liseyi okumak için,yatılı bir okula verildim.Evimizin bulunduğu ortamın çalışmama müsait olmadığını düşünüyordu ailem.Bu nedenle memleketimden,iklimimden çok uzak bir tabiata terk edilmiştim.Okulum,etrafında çok az ağacın bulunduğu,uçsuz bucaksız tarlaların olduğu İç Anadolu'nun en içinde yapılmıştı.Sonbaharda bir çölü andıran okulumun etrafı insanın ruhunu karartmaya yeter de artardı bile.Ancak bir süre sonra  bu fikrimden vazgeçmiştim.Bu tür, dünyadan kopuk yerlerin insanın ruhunu karartmaktan çok aydınlattığı bir gerçek.

Yurt ortamı hiç bana göre değildi.Hele oda sisteminin olmadığı bir yurttaysanız...Yeni insanlar...Amaçları,istekleri,beklentileri,düşünceleri,her şeyleri farklı bu insanların ortasında ne yapacaktım?İletişim kurduğum her insan üzerimde bir tesir bırakacaktı elbet.Ya bir süre sonra gerçek beni kaybedersem?Yurt ortamında üç yıl bonuca nasıl kendimi,etrafımı idare edecektim,gerçek beni kaybetmeden?

Birinci adımda uygulamasına başladığım çalışmamı terk edeli uzun zaman olmuştu.Bulunduğum ortamda yeniden bu uygulamaya başlamam zorunluluk olmuştu.Bir ajanda buldum.Parmaklarımı kullanmama gerek yoktu artık.Yaptığım çalışmayı daha resmi hale getirmeliydim.Aldığım kararları kalıcı hale getirmeli ve disiplinimi kaybetmemeliydim.Öyle de yaptım.Artık,ülkemin devletiyle birlikte kendi devletim de var.


Bireysel Yönetici:Asıl beni temsil eden yönetici.Beni yöneten ben.
Bireysel Karar Alma Merkezi:10 bölümden oluşur.Yöneticiliğimin meclisidir.Kararlarımı ,bireyselliğimin amaçları doğrultusunda almamı sağlar.Bazı kararlarım hariç,tüm kararlar oy çokluğu ile alınır.Bölümler,alınacak karara sadece ilgilendikleri alanla ilgili olarak topladıkları bilgiler ile karar verirler.
Bölümler:
1-Sağlık Bölümü:Bireysel dünyamın sağlığı ile ilgilenen bölümdür.Bu konu ile yetkili tek bölümdür.Sağlığımla ilgili olarak kararlar alan bu bölüm,gerekli durumlarda Bireysel Karar Alma Merkezine bilgi verir.
2-İçişleri Bölümü:Bireyselliğin ruhsal problemleri,psikolojisi ile ilgilenen bölümdür.
3-Dışişleri Bölümü:Bireyselliğimizin dışa açılan kapısıdır.Diğer bireyselliklerle olan ilişkileri kontrol eder.
4-Kültür Bölümü:Ait olduğum toplumun kültürüyle birlikte,diğer kültür unsurlarıyla ilgilenir.Dini inançlarımla da ilgilenen bölümdür.
5-Adalet Bölümü:Bireysel dünyamın vicdanı,kuralları ve prensipleriyle ilgilenen bölümüdür.
6-Eğitim Bölümü:
7-Savunma Bölümü:
8-Acil Durumlar Bölümü:
9-Bireysel Denetleme Bölümü:
10-Ekonomi Bölümü:
Bölümlerin hepsinin görevini uzun uzadıya yazmıyorum.

Genel Kurul: Önemli kararların incelendiği yerdir.Vaktimin olduğu zamanlarda ve sıkıldığım zamanlarda kullanırım genelde.Her bölümün içinde bölümün işleriyle ilgili olarak 5 daire vardır.10 bölüm olduğuna göre 50 daireden oluşan genel kurulda oy çokluğu ile karar alınır.

Bir örnek: Eğitim Bölümü ve 5 Dairesi

 Bireysel Eğitim İşleri Dairesi

Toplum Eğitimi İşleri Dairesi

Eğitim Teknolojileri Dairesi

Öğretim İşleri Dairesi

Eğitim Planlama ,Yöntemler ve Değerlendirme Dairesi

Bazı konularda bölümlerimi komisyon kurarak da çalıştırabiliyorum.İstediğimi yapabiliyorum.Siz de öyle yapabilirsiniz.Kendi ülkenizi istediğiniz gibi yaratabilir.İstediğiniz kuralları koyabilirsiniz.

İlk başta tüm bunları yapmak sıkıcı gelebilir.Ancak bir süre sonra zihninize yer ettiğini göreceksiniz.Ve bu işlemlerin çok hızlı bir şekilde yapıldığını ,zamanınızı (bazı durumlar hariç) çok fazla almadığını da göreceksiniz.En önemlisi kendinizi yönettiğinizin farkına varacaksınız. Daha az hatayla dünya defterinizi kapatmış olacaksınız.Devletimden birkaç evrak gönderiyorum.Lisede kullandığım ajandamdan olacak bunlar.Yaş 13-14,yıl 2001-2002.


Bireysel Karar Alma Merkezi (BiKAM) sonradan eklediğim iki bölümle birlikte toplam 10 bölüm işlevsel.



Bireysel Karar Alma Merkezi Çalışmasıyla İlgili Bilgiler






Kararlarım.Karaladığım kısımlarda arkadaşlarımın isimleri numaratik olarak şifrelenmiş şekilde yer alıyordu.




                                                                                 



   Kararlar (Herhalde bir konuda kaybım olmuş,ve kendimi,konuyla ilgili görevli bölümümü,cezalandırmışım.) 
   (Birlik, arkadaş grubum)



Kararlar



Kararlar




 Suç ve Cezalar


Terimler (Yok etmeyi lütfen yanlış anlamayın!):)))



Sol taraftakiler Stendhal'ın Kırmızı ve Siyahından alınmıştır.



Bankam ve Hesap Tutanağım (Ne kadar zenginmişim:))))
                                     



9 Temmuz 2011 Cumartesi

Beni Ben Yönetirim-İlk Adım-


İlkokul eğitimim benim için tam bir felaketti.Çok ama çok çalışkanlar ve çok ama çok tembeller sınıflamasında tembeller gurubunda yer alıyordum.Matematik sorularını anında cevaplayan çok ama çok çalışkanlara karşın;hiç ama hiç cevaplayamayan bizler giderek daha az konuşmaya başlıyor,giderek daha çok içimize kapanıyorduk.Diğer tembeller grubundaki arkadaşlarımı bilmiyorum ama bu çalışmamla benim dünyama girecek ve belki sizler de beni "deli" olarak nitelendireceksiniz.Ne olduğumun,ne olduğumuzun önemi var mı şu dünyada?Sonuçta bir şekilde yaşıyoruz.
 İlkokulun bitmesinin ardından,babama yardım etmek için Antakyadaki sanayi sitesine giderdim.Hem cep harçlığımı çıkartırdım , hem de her geçen gün biraz daha delirirdim(Etrafımdakilerin izlenimi).Bütün gün dükkanın önündeki sandalyede otururdum.Benim gibi yaşı küçük,aklı hiç bir şeye ermeyeceği düşünülen biri, ağır işlerin yapıldığı sanayide ne yapabilirdi ki?Her gün oturduğum sandalyemde düşünür,düşünür,düşünürdüm.Bunu yaparken gözlem yapmayı da ihmal etmezdim.
 Etrafımdaki insanların birçoğu mutsuzdu.Evine ekmek götürecekleri belli ama neden bu ağır işi yapmak zorundaydılar?Patronları keyif yaparken,bu işçiler neden kamyonların altında?Neden yüzleri,kıyafetleri renk renk kimyevi boyalara bürünmüş?Acaba onları bu duruma getiren neydi?Kendilerini yönetemiyorlar da başkaları tarafından mı yönetiliyorlardı?
 İşte bu sorular her gün beni meşgul ededursun,sonunda kararımı vermiştim.Ben o işçiler gibi olmak istemiyordum.Mutsuz olmak istemiyordum.Parmaklarım ne güne duruyorsunuz?Bizi bekleyen acımasız bir gelecek var.Kendi geleceğimde yönetilen değil ,yöneten olmalıyım.Bunu yaparken de ilk işim kendimi yönetmek.Ben kendimi yönetmeden nasıl olur da içinde yüzlerce kişinin olduğu bir dünyayı yönetebilirim?Hele bu dünya bana aitse...Ve böylelikle yönetme işine ilk olarak parmaklarımla başlamış oldum.
 Parmaklarımı bugünden sonra bölümlere ayırdım.Her parmağıma bir görev verdim.Bir parmağım benim sağlık işlerimle ilgilenecek,diğer parmağım beni okula,işe en sağlıklı ve güvenli bir şekilde ulaştıracak,bir diğer parmağım insanlarla ilişkilerimden sorumlu olacaktı.Böylelikle 8 parmağım beni yönetmek için emrimdeydi.Diğer iki parmağa görev bulamamıştım.Çok üzüldüklerine eminim.
 İşte parmaklarımın görevleri:
1-Ulaştırma:Okula,işe v.s. gidip gelirken işlevseldi.Büyüyünce bu parmağın görevine gerek kalmadı.
2-Sağlık
3-Ekonomi
4-İç işleri
5-Dış işleri
6-Kültür
7-Adalet
8-Eğitim